Küçükken bir mahalle kahvesinde adamların konuşmalarına kulağım takılmıştı. Bir okey masasında adamın biri AŞK kelimesini kullanmıştı. Çok garibime gitmişti bir kahvede nasıl bir AŞK muhabbeti olur diye. Dinledim usulca adamı meraklı bakışlarımla. Adam bağırıyordu masadakilere “AŞK yoktur” diye. O kadar şaşırmıştım AŞK nasıl olmazdı. Dayanamadım bir anda korkan ve titreyen sesimle sordum “AŞK niye yok amca” diye? Bana baktı ve güldü “gel bakalım ufaklık” dedi. “Sen daha çok küçüksün belki söylediklerimi anlayamayacaksın ama bir gün sende âşık olduğunu zannedeceksin beni iyi dinle. AŞK tek bir cümledir” dedi. Merakla adamın gözlerinin içine bakıyordum acaba AŞK nasıl bir cümle içine sıkışabilirdi ve o cümleyi söyledi; “AŞK; Âşık olduğun kişi için her şeyden vazgeçmektir” dedi. Sonra bana “Sence bunu kim yapabilir. Şimdi düşün bakalım AŞK var mı?” dedi. Hiçbir şey diyemeden arkama bile bakmadan uzaklaştım. Yıllarca düşündüm AŞK olmalıydı. Muhakkak âşık olabileceğimiz birisi olmalıydı. Yıllar geçti, sevgiler gördüm adına AŞK dedikleri. Evet, o amca haklıydı AŞK yoktu ya da bana yakın bir yerden geçmemişti. Hiç Leyla’yla Mecnun Ferhat’la Şirin Kerem’le Aslı görmemiştim. Acaba artık başka şeylere mi AŞK deniliyordu? Her yerde o ismi duyurdum her şarkıda her şiirde ama göremiyordum. Sonra fark ettim ki hani minareyi çalan kılıfını hazırlarmış ya işte AŞK da âşık olduğun kişiyi adını AŞK KILIFI dediğim şeyle sarmakmış. O kılıf o kadar mükemmel bir şeydir ki. Sevdiğimiz kişiyi bizim istediğim gibi görmemizi sağlar tüm kusurlarını kapatır onu mükemmel kılardı. Birisi âşık olduğunuz kişinin yanlışını size söylese hemen onu kılıfınıza sarar öle bakarsınız ona ve öyle gösterisiniz onun kusurunu bilseniz bile. Hani AŞKın gözü kördür derler ya. Ama yavaş yavaş kılıfınız yıpranır incelir. Adını AŞK dediğiniz sevginiz pürüzlerle dolar. Artık saramazsınız ya da sarmak istemezsiniz. AŞKınız bir anda biter. Ama AŞK sonsuzluk değimliydi. Demek ki AŞKlar mutasyona uğrarmış. Sadece mektupla birbirlerine âşık olan iki sevgili varmış geçmiş zamanda. Ayda yalnızca bir kez delikanlı kızı görmeye gidermiş. Git gel aylar geçer aradan ve yine buluşma günü gelir. Delikanlı trenden iner. Kız koşarak yanına gelir. Delikanlı koşarken kızın topalladığını fark eder ve Geldiğinde endişeli bir şekilde “ayağına bir şey mi oldu topallıyorsun” diye sorar ve kız şaşkın bir ifadeyle “bu sabah merdivenden inerken ayağımı burktum” der. Ayrılık vakti gelmişti genç kız delikanlıya öyle bir sarılır ki sonrada kulağına “Artık ayrılmalıyız bir daha gelme “ der ve arkasına döner ve hiç bakmadan gider. Delikanlı anlam veremez bir anda donar genç kızın peşinden koşar ama o çoktan gözden kaybolmuştu. Her hafta mektup yazar her mektup kıza ulaşır ama hiçbir cevap alamaz. Bir ay sonra biner trene gider genç kızın eviye. Zile basar kapıyı genç kız açar. Sanki onu bekliyordu hiç şaşırmadan delikanlıyı içeri alır. Delikanlı kızın ayağına bakar kız hala topallıyordu. “hala iyileşmedi mi ayağın” diye sorar. Kız gülümser delikanlıya ve oturmasını söyler. “ niçin ayrılmamız gerektiğini biliyor musun” der. Delikanlı nedenini bilmediğini ama ne olursa olsun ondan vazgeçmeyeceğini söyler. Genç kız “bundan eminim” der ve titreyen bir sesle. “ Ben ayağımı burkmamıştım biri doğuştan kısa sen bunu aylar sonra fark ettin çünkü bana âşıktın AŞKın artık azaldı ve benim kusurumu fark ettin evet yine benden vazgeçmeyeceksin çünkü AŞKın artık saygıya dönüşmüştü ve bir gün saygında acımaya dönüşecek onun için artık biz birlikte olamayız ” der. Delikanlı hiçbir şey diyemez. Hala onu seviyordu. Evet, kız haklıydı. AŞK yoktu artık ya da adına AŞK dedikleri şey. AŞKın yokluğunu gösteren o kadar çok örnek var ki aslında önümüzde. Ama biz onu bir türlü kabul edemiyoruz. Belki bizde AŞK’a âşığızdır. Onu AŞK KILIFIMIZA koymuşuz ve varlığına inanıyoruzdur. O halde AŞK vardır diyelim. Nerde olduğunu bilmediğimiz bir yerde belki şu anda dünyanın bir ucunda belki de yanınızda… Öyle sevgiler yaşayın ki adının AŞK olmadığını bilmenize rağmen adına AŞK diyebilin. AŞK KILIFINIZIN hiç eskimemesiz dileklerimle |